Benim Adım Oliva


Yaşadıklarımı rüyamda görsem inanmazdım. Onca yıl geçmesine rağmen o gecenin etkisi hala zihnimde.

Gecenin bir saati, yanıma gelmişlerdi sessizce. Onlarca erkeğin nasırlı elleri üzerimdeydi. Elbette korktum. Bağıramayacağımı bile bile çığlıklar attım. Kimse duymadı. Duyan arkadaşlarım seslerini çıkaramadı. Yalvardım beni bıraksınlar diye… Cevap alamadım. Zifiri karanlıkta kim olduklarını anlayamadım, göremedim. Tutunduğum yerden beni koparmak için çok uğraştılar. Nefes nefese kalmış soluklarını üzerimde hissettim. Kesif ter kokusu midemi altüst etmişti. Başım dönüyordu. İçlerinden biri kollarımı şefkatle okşamıştı. Dünyam döndü. Bir diğerinin gözyaşı düştü bedenime. Bir anlık sevecenliğe ve merhamete rağmen, köklerimi kanırtarak, sürükleyerek, gecenin karanlığında bir kamyona bindirdiler beni.

Gözlerimi bir gemide açtım. Benim gibi zorla gemiye bindirilen diğerlerinin şaşkın yüzlerine baktım. Hiçbirimiz nereye, neden götürüldüğümüzü bilmiyorduk. Çaresizlik korkunun önüne geçmişti. Tam bir teslimiyetti bizimkisi. Sıkış tıkış, yüz yıllar önce yine bir gemi ile göç ettiğimiz Malaga’dan ayrılıyorduk. Gönül küskünlüğü ile canım topraklarımıza gözden kaybolana kadar baktım.

Oram buram yaralanmıştı. Canım çok acıyordu. Yol boyunca Süvari Bey benimle ilgilendi. Derin kesiklerim, anlattığı hikayelerin yardımıyla kabuk bağladı bağlamasına da, yüreğimin yarası gittikçe açıldı. Nazikçe beni Anavatanıma götürdüğünden ve çok mutlu olacağımdan bahsetti. Hiç zorla güzellik olur muymuş? Sordum, anlamadı, duymadı…

Yolculuğun dördüncü günü, Provezza gemimizi bir oradan bir oraya silkeledi. Boyum posum, onca yaşım, güzelliğim on para etmedi. Bedenim ileri geri hızlı devinimlerle, tıpkı hu çeker gibi Poseidon’a yakardı, “Bir an evvel Anadolu’ya varalım huuu” diye. Adeta yaşantım gözlerimin önünden geçti. “Yüz yıllar boyunca sakladığım sırlar huuu, hasat vaktindeki neşe huuu, baharda beyaz fistanlar giymem huuu, çokça şey görmem, bilmem huuu, her zaman bilge olarak onore edilmem huuu, anayurduma özlemim huuu” Hayhuylar ile İstanbul’a vardık.

Fırtına her birimizi perişan etmişti. Hiçbir yerimi oynatamıyordum. Yazgıma boyun eğip beklerken “Bana maval okuma!” diye bağıran ameleyi duydum. Beni iyi hissettirecek birini beklemiyordum. Kafam karma karışıktı ama onun sesi iyi gelmişti. Gün görmemiş küfürler eden, hiç beklemediğim bu tok sesli adamın, hiç durmadan bağırıp çağırmasını istedim. Sesim olsun istedim. Benimle hiç ilgilenmiyordu ama anlamadığım bir şekilde yanımda tesadüfen değil de benim için olduğunu hissediyordum.

Ansızın yanıma çöktü ve ayağa kaldırmak için nazikçe bedenimi kavradı. Beni kucaklarken içim tanımadığım bir ürpertiyle doldu. Bana yaklaştığında ağırbaşlı kokusunu içime çektim. Oradan bir an önce kaçmak istedim. Kendi başıma bunu yapamazdım. Limanda bekleyen kamyonete dikkatlice ve özenle amale taşıdı beni.

Kamyonetin sesine, gürültücü martıların sesi eşlik etti. Sırtıma yaslanan diğeri, “Uyudun mu?” demişti. Ses çıkarmadım. Uyumadığımı biliyordu. “Burada olmak istemiyorum. Başka bir yere gidelim” dedi. Hiç ses çıkarmadan “Olur” dedim demesine de, yıllar sonra burada olmak ve ne olacağını merak etmek, bana tuhaf bir coşku veriyordu. Sanki yolculuğun sonunda olan bitenin anlamı çözülecekti. Bu yüzden olur demiştim. Martılar da olur dediler.

Motor ne zaman sustu, fark etmedim. Martılar da ortalarda gözükmüyordu. Etraf çok sessizdi. Ansızın, amalenin birilerine “Mavrayı kes” diye bağırdığını duydum. İçimdeki merakın başımdan kasıklarıma kadar aktığını hissettim. Bizi getirdiği yeri ölesiye

merak ediyordum. “Çok yıprandılar, fazla dayanamazlar, elinizi çabuk tutun” dedi. O dakika anladım yolculuğumuzun bittiğini. Geçici bir sevinç üflendi yüzüme sanki. Ama sonra kafamdaki tüm tilkiler bir anda içime sökün etti. “Yok ben korkmuyorum, ne olacak ki canım, yalnızca Tanrı’dan korkarım. Hem bir şey yapamazlar bana”. Koşmak koşmak koşmak istedim ama olduğum yerde durdum.

Ameleler, güçlü kolları ile indirdiler beni. Adamlar “Kesin evlenir şimdi bunlar. Demek ki bu kız buraya bunun için geldi” demezler mi! Benim hiç sevgilim olmamıştı. Şimdi hiç görmediğim biri ile evlenmek neyin nesiydi. Hırsımdan gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Sonunda fazla dayanamayarak bir cesaretle gözlerimi açtım. Karşımda, hiç değişmeyen gülümser ifadesi ile kocam Zeytin vardı. Öyle utangaç bakmıştım ki, benden af dilercesine kökleri ile köklerimi şefkatle sarmalamıştı. Uzun uzun bakarken Zeytin’e, derin bir nefes aldım ve “benim adım Oliva, seninle yüz yıllarca yaşamayı kabul ediyorum” dedim.

Sabiha Çetinkaya Kuş

Şubat 2016

#zeytinağacı #zeytinyağı #sızma

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar